Yazıları
HABER AJANDA DERGİSİ ARALIK AYI SAYISINDA ÇIKAN YENİ YAZIMIZ


 


 


 


Diyarbakır’da gönül diliyle konuşan lider


Türkiye, 16-17 Kasım tarihlerinde yine tarihi günlerinden birini yaşadı. Sonbaharın yaşandığı, ağaçların yapraklarını döktüğü bir günde, Diyarbakır’dan çıkan bahar rüzgarı tüm ülkemizi hatta coğrafyamızı sardı. 100 yıl önce bizlere unutturulmak istenen kardeşliğimizi ve birlikteliğimizi tekrar, Türkçe ve Kürtçe türküler eşliğinde yeniden hatırladık. O gün, Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinin Diyarbakır’da halay çektiğini hissettik. O gün ben, bundan 40 sene önce, Diyarbakır Garı’ndan bizi gözyaşları ile yolculayan komşularımızın sıcaklığını hissettim.


Evet, Türkiye yeni bir sayfa açıyor. Onlarca yıl birbirine, Kürt Türk, Sünni Alevi, laik, Müslüman diye kompartmanlara ayrılan, fıtri özellikleri nedeniyle ötekileştirilen ve ayrıştırılan bir toplum, farklılıkları ile bir arada yaşamayı yeniden hatırlıyor. Bu özlenen gelişme, bazı mahvillerde olduğu gibi “korku” sözleri ile değil; umutla, sevinçle karşılanmalıdır. Çünkü Anadolu 100 yıl sonra bir kez daha birbiriyle kucaklaşmakta, araya örülen suni duvarlar yıkılmaktadır.


Şivan Perwer’in 37 yıllık hasretinin sona erdiği, Mesut Barzani’nin, bir zamanlar darbeye sebep olabilecek ziyaretinin, devlet katında büyük bir olgunluk ve özgüven ile sağlanması, Diyarbakır meydanında Türk bayrağının coşku ve sevgi ile ellerde yükselmesi hiç de azımsanacak ve görmezden gelinecek gelişmeler değildir. Şivan ile İbrahim Tatlıses’in Kürtçe, Türkçe ezgiler eşliğinde adeta kardeşliğin, barışın ve birlikteliğin sesi olması, Barzani’nin, tüm kesimleri Çözüm Sürecine destek olmaya çağırması, Türkiye’de bir zamanlar faili meçhullere imza atan korku imparatorluğuna vurulan son darbe idi.


Esas olarak bu sürece gidecek yolun temeli 14 Ağustos 2001 tarihinde atılmıştı. O günden bugünde Türkiye’nin hem kendi ruhuyla yeniden buluşması, hem de zamanın ruhuna uyum sağlaması adına sosyal, ekonomik ve siyasal alanlarda devrim niteliğinde dönüşümler zamana yayılarak hayata geçirildi. Kaldı ki bu süreç içerisinde, Dünya’da olağanüstü gelişmeler yaşandı. 11 Eylül saldırıları, ABD’de Neo-Con çılgınlığı ile başlayan çevre coğrafyamızda uzun işgal dönemi, İsrail’in Filistin’e yönelik işgali genişletmesi, Arafat’ın artık kesinleştiği şekilde zehirlenerek şehit edilmesi, Gazze’ye yönelik insanlık dışı ambargo, Irak’ın ABD işgali ile yerle bir olması, 2008 yılında dünyanın son 60-70 yılın en büyük ekonomik bunalımına girmesi, Avrupa’nın özellikle güney ve doğusunun içinden geçtiği büyük ve derin sosyal ve ekonomik çalkantılar, Arap Baharı ile meydana gelen bölgesel deprem, İran’a karşı sertleşen ambargo, Suriye’de yaşanan iç savaş gibi gelişmelerin hepsi Türkiye’yi derinden ve birebir etkileyen gelişmelerdi.


Böylesi çalkantılı 10 yıllık dönemde, Türkiye kendi barışını inşa edebileceğine yönelik bir siyasi paradigmayı uygulamaya koyabildi. Bu küçümsenecek, görmezden gelinebilecek bir durum değildir. Güçlü liderlik ile pekişen, Türkiye’ye inanmış bir kadronun planlayıp, icra edebileceği bir meseleden bahsediyoruz. AK Parti’nin ülkenin her santimetrekaresine eşit gözle ve duyguyla yaklaşmasıyla ortaya çıkan bir eserden bahsediyoruz. Hakkari’ye her türlü sabotaj girişimine rağmen havalimanı yaparak, dünyaya bağlamak isteyen bir adanmışlıktan bahsediyoruz. Batı ile Doğu arasındaki sosyal, ekonomik ve kültürel uçurumu minimuma indirecek bir aklın icraatın başında olmasından bahsediyoruz.


Açık ki biz kendimizle barışmaz, kardeşliğimizi hatırlamaz, birlikteliğimizi pekiştirmezsek, 21. Yüzyılda söz sahibi olmamız mümkün değildir. 21. Yüzyılda en güçlü ve muteber 10 ülke arasında olmak istiyorsak, 20. Yüzyılın omzumuzda biriktirdiği yüklerden kurtulmamız gerekmektedir. Bunun için de güçlü bir liderin yol göstericiliğine gerekiyordu. İşte o lider, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu durum bilindiği içindir ki, içerideki statüko artıkları ve dışarıda Türkiye’ye yönelik hasmane tavır alan kesimler, direk olarak sayın Başbakanımızı hedef almakta, dolaylı ve dolaysız yollarla, tıpkı Gezi Parkı kalkışmasında olduğu gibi gücünü sınırlama, uluslararası itibarını zayıflatma girişimlerinde bulunmaktadırlar. Gazze sokaklarından Priştina’nın sokaklarına aynı heyecanla ve sevgiyle karşılanan bir lider elbette bu topraklar üzerinde 200 yıldır egemenlik kuran güç sahiplerine korku salacaktır. Bu toprakların gönül diliyle konuşan bir lider elbette, bu coğrafya üzerinde hesapları olanları tedirgin edecektir.


İşte o gönül diliyle konuşmanın neticesindedir ki, Diyarbakır’da onyıllardır hasret kaldığımız o bahar tablosu ortaya çıkmıştır. Bunun aksini iddia etmek ve düşünmek dahi mümkün değildir. Gücünü bizzat halkından alan bir lideri durdurmak kabil olamaz. İşte Diyarbakır’daki portrede, ülkesinin batısından doğusuna sevgisini ve inancını kazanmış, kendisini ülkesine ve milletine adamış bir liderin duruşu vardı. O lidere sahip çıkmak ve gösterdiği yolda yürümek büyük bir mutluluk ve çekincesiz yapılacak bir görevdir.


 


Metin Külünk


Aralık 2013


 


Resmi Tam Boyutta Açmak İçin Üzerine Tıklayınız...


Yazdır