Yazıları
Güçlü ve Yeni Türkiye
14 Ağustos 2001 yılında, milletimizden aldığı güçle kurulan AK Parti’nin 10,5 yıla yaklaşan iktidar döneminde, Türkiye olağanüstü bir gelişim ve dönüşüm sürecinden geçti .

14 Ağustos 2001 yılında, milletimizden aldığı güçle kurulan AK Parti’nin 10,5 yıla yaklaşan iktidar döneminde, Türkiye olağanüstü bir gelişim ve dönüşüm sürecinden geçti .


Bu dönüşüm sürecini anlamak için sadece Ağustos ayı içinde yaşanan
3 gelişmeye bakmak yeterlidir. Bunlardan birincisi, YAŞ kararları ile TSK’daki görev dağılımının tamamen sivil


otoritenin
kararı ekseninde belirlenmesidir.


İkincisi ise tarihi nitelikteki Ergenekon Davası kararları ile Türkiye’de ilk kez darbe ve darbeye teşebbüs eden zihniyet mahkum edilmiştir.



Milli iradeye set çeken akıl ile tıpkı diğer demokrasilerde olduğu gibi hukuk yolu ile hesaplaşılmıştır.



Üçüncü gelişme ise Mısır’daki cunta katliamı nedeniyle gözden kaçan, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün, ilk kez 30 Ağustos resepsiyonunda Başkomutan sıfatıyla ev sahipliği yapmasıdır.



Bilindiği üzere daha önce Genelkurmay Başkanları, 30 Ağustos kutlamalarında ev sahipliğini yapmaktaydı!



Kısaca aktardığım bu 3 gelişme şimdi basit değişimler olarak gözükebilir, ama çok değil, 4-5 sene öncesine kadar “rejim krizi” olarak nitelenen gelişmelere sebep olarak kullanılan bahaneleri oluşturuyordu.

İşte, Ağustos ayının ilk 2 haftasına sığan bu gelişmeler, AK Parti ile Türkiye’de yaşanan zihniyet dönüşümüne, demokrasinin gelişimine ilişkin son derece önemli örneklerdir.

Bu gelişmelerin ve daha fazlasının neticesindedir ki, bugün
Türkiye, coğrafyasına, örnek alabilecekleri bir duruşu sergilemektedir. Çünkü Türkiye, bu coğrafyanın değerleri ile


demokrasinin pek ala uyuşabileceğini net olarak gösterdi, göstermeye de devam ediyor.



Başbakanlık Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından hazırlanan ve 2002-2012 yılları arasında ülkemizde atılan demokratikleşme ve sivilleşme adımlarının dökümünü

toplayan
“Sessiz Devrim” kitabı AK Parti ile yaşanan fotoğrafı çok net ortaya koymaktadır.



Bugün sayın Başbakanımız “diktatör” gibi insaf ve izan dışı bir suçlamayla itham edenler, maalesef bu değişim karşısında üç maymunu oynamaktan başka bir duruş sergileyemiyorlar.


Nasıl ki Mısır’da darbeye darbe diyemeyenler varsa, Türkiye’deki sivilleşme ve demokratikleşmeyi kabullenmeyenler ve dillendiremeyenler de bulunmaktadır.


Öyle ki bu kitle, Çözüm Süreci’ne sadece AK Parti başlattı diye karşı durmakta, hatta daha da ileri giderek çeşitli provokatif yazı, haber, eylemler ve sosyal medyada yaptıkları


dezenformasyonlar ile süreci akamete uğratmaya çalışmaktadırlar. Öyle ise bu söz sahiplerinin emeli tüm Türkiye’nin kazanması değil, “biz kazanalım da kim kaybederse kaybetsin”dir.


Oysa ki AK Parti, kurulduğu ilk gün “Türkiye kazansın” diyerek yola çıkmış, kuruluş ilkelerini ve programını buna göre oluşturmuştur.


Üzerinden geçen 10 seneye rağmen de bu ilkeler ve program üzerinde yürümeye, önüne hangi engel çıkarsa çıksın, devam etmiştir. O sebepledir ki, girdiği her seçimden milletimizin güçlü desteğini almış, demokrasinin en önemli unsurlarından sandığa ve milletin iradesine her daim sahip çıkmıştır.



12 yıldır “Hizmet” diyerek yürünen bu kutlu yolda, sadece Türkiye imar edilmekle kalmamış, kamu kurumları ve STK’lar vasıtasıyla, İslam Coğrafyası ve ötesine, insani amaçlı


yardım ve yatırım götürülmüştür.


Pakistan’dan, Gazze’ye ve Somali’ye kadar, nerede yoksulluk ve yoksunluk varsa, el uzatan bir Türkiye profili meydana gelmiştir. Öyle, 2012 yılında Türkiye dünya üzerinde en fazla dış


yardım yapan 4. Ülke konumuna yükselmiştir.



Bugün, Suriye’de yaşanan Esed vahşeti neticesinde ülkemize sığınan 400 bin Suriyeli kardeşimize kucak açılmıştır. İslam dünyası kompartımanlara ayrılmışken, Irak’ta, Filistin’de,


Myanmar’da, Mali’de, Gazze’de yaşanan katliamlara karşı vicdanın sesi yine Türkiye olmuştur.  



Velhasılı, AK Parti ile Türkiye, kendisi için belirlenen sınırları değil, coğrafyasının vaat ettiği doğal sınırlar içinde faaliyet göstermeye, 100 yıl önce terk etmek zorunda bırakıldığı


topraklara,
kardeşleriyle kucaklaşmak için dönmeye başlamıştır. Bu geri dönüş, o coğrafyalarda yaşayan halklar tarafından da hüsnü kabul görmüştür.

Somali’de, devlet yetkilileri olmak üzere tüm kesimler, Türkiye’nin mevcudiyeti ile yaşanan değişimi büyük bir takdir ve övgü ile bahsetmektedirler. Hakeza, Balkanlar’da da durum farklı

değildir.


Orta Asya’da Türkiye’nin ekonomik ve siyasi etkinliği her zamankinden fazla hissedilmektedir.


Ortadoğu’da halkların özgürlük ve demokrasi taleplerinin en güçlü destekçisi Türkiye’dir. 



Özetleyecek olursak, artık her gün biraz daha iyiye giden ve coğrafyasına umut aşılayan güçlü ve yeni bir Türkiye ile karşı karşıyayız.


Burada milletimiz Recep Tayyip Erdoğan vizyonuna ve AK Parti iktidarına verdiği güçlü desteğin rolü büyüktür.


AK Parti iktidarları da, liderinin etrafına kenetlenerek, millet tarafından verilen emaneti hakkıyla taşımak ve geliştirmek için durmaksızın koşmaya devam etmektedir.


Tüm engellemelere rağmen de bu koşu hız kesmeden devam edecektir.

 

Metin Külünk

09.10.2013

 

 

Yazdır