Konuşmaları
AHISKA TÜRKLERİ SÜRGÜNÜNÜN YIL DÖNÜMÜ MECLİS KONUŞMAMIZ


 


 


 


Sayın Başkan,


Saygıdeğer Milletvekilleri,


 


Ahıska bir gül idi gitti,
Bir ehli dill idi gitti,
Söyleyin Sultan Mahmut'a
İstanbul'un anahtarı gitti...


 


Mısraları bu coğrafyada bırakacağımız her boşluğun bedelini bizlere anlatmaktadır.


 


Türkiye’nin merkezinde bulunduğu çevre coğrafya, son birkaç yüzyıldır, acının, gözyaşının ve kanın hiç durmadığı bir hüviyete sahip olmuştur.


 


Osmanlı’nın terk ettiği diyarlardaki boşluk, sömürgeci güçler tarafından doldurulmuş,


 


Bu güçlerin Kafkasya’dan, Balkanlar’a,


Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar oluşturdukları düzen, milyonlarca can pahasına hayata geçmiştir.


 


İşte bu acılardan biri de Ahıska Türklerinin tıpkı diğer Kafkasya halkları gibi uğradıkları Rus mezalimidir.


 


Rus Çarlığı’nın Kafkaslara inmesiyle yaklaşık 200 yıl önce başlayan bu mezalim, Stalin’in başında bulunduğu Sovyetler Birliği döneminde artarak devam etmiştir!


 


Özellikle 1943-1944 yıllarında başlatılan sürgün politikası ve bu politikaya Batılı ülkelerin verdiği onay, Kafkas halklarının hatıralarında hala canlıdır.


Bu zulümden en çok etkilenenler arasında Ahıska Türkleri de bulunuyordu. Yüzbine yakın Ahıska Türkü, Kafkasya’dan Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’a nakledilmişlerdir.


4 ila 6 hafta süren bu yolculukta, 17 bin Ahıskalı hayatını kaybetmiştir.


Hayatta kalmaya başaranlar ise ağır sıkıyönetim şartları altında yaşamaya devam etmiş ve 1991 yılına kadar anayurtlarına dönüş imkanı tanınmamıştır.


Ahıska Türklerine Gürcistan’ın AGİT’e katılım sürecinde anavatanlarına dönüş hakkı tanınmışsa da bu gerçekleşmemiştir. Bu minvalde vatan travması nesilden nesile aktarılmıştır.


 


Bir Ahıska Türkü’nün şu hatırası yaşanılan travmayı gayet net özetlemektedir: “Dedem ve ninem vatan vatan diye öldüler. Kanatları yoktu ki uçabilsinler. Dedem vatansız yaşanmaz derdi...”


 


Günümüzde bu insanların torunları Rusya Federasyonu(Krosnodar Kray), Özbekistan, Kazakistan, Türkiye, Ukrayna, Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde yaşamlarını sürdürmektedir.


 


 


Ahıska Türkleri'nin sürgünüyle boşaltılan bölge, Türkiye'nin bugün Kafkaslar'a açılmada daha dar ulaşım koridorlarını kullanmasını zorunlu kılmaktadır. Zira Ahıska bölgesi uluslararası enerji nakillerinin geçiş güzergahında yer almakta ve rekabet alanlarının merkezinde kalmaktadır. 


 


Bu çerçevede uygulanan sürgün siyaseti ile Çarlık ve Stalin dönemlerinde Kafkasya’da “yumuşak etnik temizliğin” uygulandığına dair güçlü emareler bulunmaktadır.


 


Bu acının giderilmesinin tek yolu da Ahıska Türkleri’nin vatanlarına geri dönüş hakkının ivedi olarak sağlanmasıdır. Bu uluslararası camianın görevidir.


 


Türkiye’de yaşayan Ahıska Türkleri’nin en önde gelen taleplerinden birisi ise kendilerine vatandaşlık hakkı tanınması olmuştur.


 


Hükümetimiz bu talebe kayıtsız kalmamış ve Şubat 2009 tarihinde AK Parti hükümetince çıkartılan “3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye'ye kabulü ve iskanına dair kanun” ile bir nebze de olsa Ahısklalıların vatan özlemi, çifte vatandaşlık hakkı tanınarak giderilmiştir.


 


Açıktır ki bizler Ahıskalı kardeşlerimizin duyduğu hüznü, çektiği acıyı derinden hissediyoruz.


 


Sonuçta hepimiz bu toprakların sinir uçları oluşturmaktayız. Bu uçlardan biri acıyı duyduğunda, diğerleri de aynı tepkiyi vermektedir.


 


Bugün Türkiye dışında diğer ülkelerde bulunan pek çok Ahıska Türkü, zor ve insani olmayan koşullarda yaşamakla karşı karşıyadır.


 


Bu hususta Türkiye’nin artan etkinliği kullanması ve Ahıska Türkleri gibi diğer Kafkas halkları ile mazlum ve mağdur hakları sesi, eli ayağı kolu olmalıdır.


 


Osmanlı’nın terk ettiği bu coğrafyada yeniden vicdanın sesi, sessiz yığınların sesi Türkiye olmalıdır.


 


Bu hususta hükümetimizin yüksek hassasiyet gösterdiğini biliyor ve umutlanıyoruz, gururla izliyoruz.


 


Küresel sistemin değiştiği bir dönemde, Türkiye’nin bu değişime ve yakın coğrafyasında olup bitene kayıtsız kalmayacağı açıktır.


 


Açıktır ki yeni kurulan dünyada Türkiye hak ettiği yeri alacaktır.


 


Türkiye, zamanın ruhunun ve coğrafya aklının, bin yıldır bu topraklarda her şartta varolma sırrının gereklerini yerine getirecek ve bir kez daha yükselecektir.


 


 


Metin Külünk


İstanbul Milletvekili

Yazdır