Ana Sayfa   Site Haritası

 
 
 
 
Konuşmaları
EŞYA’NIN YENİDEN TANIMLANMASI; BATI VE İSLAM DÜNYASI
Küresel’den Yerel’e Türkiye’yi Konuşuyoruz” Toplantıları olarak son hızla koşmaya devam ediyoruz. Koşmak da zorundayız,

EŞYA’NIN YENİDEN TANIMLANMASI; BATI VE İSLAM DÜNYASI

Metin Külünk

 

Saygıdeğer Hanımefendiler ve beyefendiler

 

“Küresel’den Yerel’e Türkiye’yi Konuşuyoruz” Toplantıları olarak son hızla koşmaya devam ediyoruz. Koşmak da zorundayız, çünkü eşyanın niceliğinde başdöndüren bir değişim yaşanıyor. Eğer eşyanın niceliğini şekillendiren aklı inşa edemezsek, nicelik yüzümüze hayatın resmini çizecektir. İşte; eşyanın anlamını asaletine uygun keşfetme çabalarımızın adı olan, bu koşudaki yeni durağımız Time dergisinin 21. yüzyılın en etkin 100 kişisi arasında saydığı, özelde Ortadoğu’ya genelde Müslümanlara ve Dünya’ya Londra’dan bakan Tarık Ramazan. Burada değinmeden geçemeyeceğim, Müslüman Kardeşlerin kurucusu Hasan El-Benna’nın köklerinden beslenmiş bir düşünürü dinlemenin de mutluluğunu yaşayacağız. Burada bir anlamda 20’inci yüzyılda İslami Uyanışın önemli isimlerden Hasan el Benna’nın sesinin, 21’inci yüzyılda İslami Uyanışın diğer bir önemli isimlerinden Tarık Ramazanla gür bir şekilde yeniden ve gelişerek çıkışına kulak misafiri olacağız. Prof. Dr. Tarık Ramazan’a bize bu fırsatı tanıdığı için teşekkürlerimi iletiyor ve sizlerin nezdinde tekrar hoşgeldiniz diyorum.

 

İslam dünyası yaşadığımız çağda uçurum kenarında durmaktadır. Dört yüz yıllık geri kalmışlığın en keskin sonuçları ile karşı karşıya bulunmaktadır. Benim “mağlubiyet” olarak nitelendirdiğim bu sonuçlar karşısında, hepimiz Hz. İbrahim’e “su” taşıyan karınca misali melhem olmaya çalışıyoruz.

 

Batı Dünyası’nın Rönesans ve Aydınlanma ile despotik, subjektif, kilise merkezli din anlayışı yerine aklı ve bilgiyi koyduğu, eşyanın tanımını yeniden yaparak onu materyalist bir anlayışa sığdırdığı modernite anlayışı da ne yazık ki bulunduğumuz dönemde krize girmiş durumdadır. İnsan, gönül ve sevgi merkezli düşüncenin tamamıyla terk edilerek, aklın ve bilginin materyalist perspektifle tanımlanması, bugün Irak’ta, Afganistan’da hatta Avrupa’da şahit olduğumuz, “yoksunluk, yoksulluk ve şiddet” üçgeninde dünyamızın sıkışması sonucunu doğurmuştur. İslam Dünyası yüzyıllar boyunca alternatif bir yaşam biçiminin; insanların din, dil ve ırk ayrımı olmadan, “Sevgi Medeniyeti” çerçevesinde birlikte yaşamasının mümkün olduğunu gözler önüne sermiştir. Bunun en güzel örneklerini Peygamberimizin ayak izlerinde görebiliyoruz. İşte bu ayak izlerinin günümüzdeki takipçilerinden birisi de Tarık Ramazan’dır.

 

Bugün İslam dünyası derken kastımız neresidir? Avrupa’da yaşayan 30 milyona yaklaşık ve pek çok Avrupa ülkesinden yoğun olan Müslüman nüfusu nereye koyabileceğiz? Ya da İslam Dünyası neresidir? Bugün ne İslam dünyası ne de Avrupa 19. yüzyıl ya da 20 yüzyılın başındaki gibi homojen değildir. İslam’ın bir değer olarak tanımlanmadığı bir Avrupa’dan artık bahsedemeyiz. Aynı şekilde Batı’nın değerlerini tümüyle reddedecek bir İslam Dünyasından da söz etmenin mümkün olmadığı ortadadır. Bugün üzülerek belirtmek isterim ki İslam Dünyasının son 4 yüzyıldır ürettikleri; kan, gözyaşı, diktatörler, işkencehaneler, halkın sesini yansıtmayan iktidarlardır. Ama ne yazık ki Batı medeniyeti de geldiğimiz noktada, sevgi/gönül medeniyetinin temsilcisi olan bu toprakların insanlarını, eli kanlı bir diktatörün ardından yas tutacak duyarlılığa taşıyacak noktaya getirmiştir. Bizim medeniyetimiz geçtiğimiz günlerde gördüğümüz gibi kendi topraklarında yaşayan bir Ermeni vatandaşımızı sahiplenecek yürekliliğe sahiptir.  Ama bu medeniyeti kanlı bir diktatörü sahiplenme noktasına getiren düşüncenin de artık kendi eleştirisini yapma zamanı gelmiştir.

Bu eleştirinin başlangıcı Türkiye’nin AB’ye bir an önce üye olarak kabul edilmesiyle başlayacaktır. Hepimiz İslam Dünyası’nın Türkiye’nin AB ile müzakere sürecini nasıl heyecanla karşıladığını biliyoruz. O halde Batı’nın bu kapıyı elinin tersiyle kapatmaması için çalışmaya devam etmeliyiz. Bizim Batı’ya sunacağımız en büyük değer, insan ve gönül merkezli düşünce perspektifidir. Eşya’nın yeniden tanımlanmasının yolu bizim yeniden kendi medeniyetimizi yorumlamamızdır. Ve bu yorumu en doğru şekliyle Batı’ya aktarmamızdır. Eşya’nın kendisiyle ilgili olarak yeni bir şey üretmedikçe Batı’ya katkıda bulunma imkanımız gözükmemektedir.        Ama bu gönül ve sevgi medeniyetini Batı’ya iyi tanıtırsak, hem bizim hem de yaşadığımız dünya insanları için en büyük kazanç bu olacaktır.

 

Sözlerime Said Ramadan’ın bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Ahlakımızın, iyiliğin ve kötülüğün bilincinde olmamız, despotların, makam, güç ve para aşıklarının, bize karşı kullandıkları bir silahtır. Onlar bizim kesinlikle yapamayacağımız şeyleri yapıyorlar; bizim yalan söyleyemeyeceğimiz kadar yalan söylüyorlar; bizim ihanet edemeyeceğimiz kadar ihanet ediyorlar; bizim öldüremeyeceğimiz kadar öldürüyorlar. Allah’a karşı sorumluluğumuz: işte onların gözünde bizim zayıf noktamız budur. Oysa görünürdeki bu zaafımız, bizim gerçek gücümüzdür.”

 

Hepinize katılımınızdan dolayı teşekkür ediyor ve bir sonraki toplantımızda görüşmek dileğiyle sözlerime son veriyorum.

 

Not: Sayın Prof. Tarık Ramadan’ın konuk olduğu konferansın konuşma metnidir.






Yorumlar
Harika
Mükemmel bir konuşma, derinlikli ve içten...işte lider