Ana Sayfa   Site Haritası

 
 
 
 
İnsan Hakları
TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİM HAKKI, ADALET VE GERÇEK ERDEM...
Allah, ilahi kelamında gerçek Müslüman işte bu sözlerle tanımlamaktadır. Bir Müslümanın kendisini için en iyi ayna, Bakara suresinin 177. ayetindeki sırlarda saklıdır.

Gerçek Erdem, yüzlerinizi Doğu’ya veya Batı’ya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem, kişinin Allah’a, ahiret gününe, meleklere, ilahi kelama, peygamberlere inanması, malı – ona sevgi duymasına rağmen- yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlüğü ellerinden alınanlara vermesi, namazı istikametle kılması, zekatı gönülden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır, sözlerine sadık kalanlar... Takvaya ermiş olanlar da bunlardır.

(Bakara suresi, 177. Ayet)

 

 

Gördün mü o, dîne (ceza gününe ve âhirete) inanmayanı? İşte hak dîne ve ceza gününe inanmayan, o kimsedir ki: Öksüzü itip kakar, çâresizin ve yoksulun yiyeceğine dair teşvikte bulunmaz; ne kendisi doyurur, ne de başkalarının doyurması için kayırır. Vay o namaz kılanların haline ki, onlar namazlarını gereği gibi ciddî bir vazife olarak yapmazlar. Onlar ki gösteriş için yaparlar ve yardımlığı sakınırlar (kimseye bir damla şey vermek istemezler.)

(Maun Suresi)

 

 

 

Allah, ilahi kelamında gerçek Müslüman işte bu sözlerle tanımlamaktadır. Bir Müslümanın kendisini için en iyi ayna, Bakara suresinin 177. ayetindeki sırlarda saklıdır. Görüldüğü gibi Rabbimiz mal edinmeyin demiyor, zenginleşin hatta malı da sevebilirsiniz diyor ancak yukarıda belirtilen çizgide gönlüyle verenler bizdendir diyerek de sınırı belirliyor Rabbimiz. Kısaca bir Müslümanın gözünde mal, insan söz konusu olunca daha değerli değildir. O halde insanın yaşaması gereken tüm nitelikler ve nicelikler, maddiyatla ölçülemez, onla kıyaslanamaz. Evet, millete verdiğimiz sözde, bedeli ne olursa olsun sadık kalmalıyız. Çünkü “verdikleri sözde duranlar” olarak biliniyoruz.

 

Evet, bu millet bize söz verdiğimiz için destek verdi, vermeye de devam ediyor. Bizim sözümüz neydi? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yedirmeyeceğiz, hizmetin üslenilmesinde, liyakat ve ehliyete dikkat edeceğiz, ekonominin paylaşımında, adalet çizgisinde hareket edeceğiz. 2002’de, 2004’te ve 2007’deki başarı grafiği hep bu sözlerin üzerinden yükselmektedir. Son günlerde özellikle 30 temmuz sonrasında AK Parti aleyhine estirilen hava, milletimizin Ak Partiye olan teveccühünün temelini oluşturan bu hakikate yönelmiş durumdadır. Bizlere düşen görev bu hakikatin erimesine izin vermeyecek omurgalı duruşu göstermek ve her eylememizde yada bulunduğumuz her görevde yukarı belirttiğimiz ayetteki sınırlara halel gelmemesini sağlamaktır. Metaya esir olmadan, insan için yaşamak ve yaşatmaktır.

 

Ne yazık ki gelinen noktada muhafazakar insanın güvenirliği ciddi şekilde erozyona uğramış durumdadır. Bir dönemin sistemin dışlananları, giderek sistemin içselleştirdiği bireyler olmaya başlamıştır. Ne yazık ki Türkiye’deki muhafazakarlar, sitemin dindarları durumuna düşmüştürler. Bu öyle bir sistemdir ki, tahtaravalliye benzer, sizi yükselttiği gibi hızla düşürebilir de. O halde bırakalım tahtaravalli de oynamayı. Esas er meydanı halkın gönlündeki yerimiz olmalıdır. Bugün Türkiye’deki dindarlar da bir dönemin DP’sinin, ANAP’ının düştüğü tuzağa düşmüştür. İktidar olmayı, merkez sağ ve merkez sol’un sıra bize geldi artık bütün güç elimizde, bundan sonra bütün imkanlar bizim olacak, kimse bize mani olamaz tuzağına, nefislerine yenilerek, düşmüşlerdir.

 

Oysa ülkemiz ve insanlığın ihtiyaç duyduğu Allah sevgisini, adalete, hakka, hukuka esas kılarken,  kainattaki cümle yaratılmışları Allah’ın emaneti bilerek, siyaseti, iktisadiyatı, sosyal yaşamı şekillendirmektir.  Dicle kenarında Ömer’in adaletini tesis etmektir.

 

Hedef, bir adalet sistemidir,

            İnsan merkezli, liyakat ve ehliyet esaslı,

            Bölüşmenin, sevginin, muhabbetin ve

            Hukukun esas olduğu bir medeniyettir.

 

Oysa, Türkiye’de muhafazakarlık bu imtihanda ciddi şekilde zorlanmakta ve üzerine çamur sürülmesine mani olamamaktadır. Hangi alanda olursa olsun insanı kuşatacak bir aklı ve adalet sistemini üretmek zorundayız. Yoksa kutsallarımızı hak etmedik bir şekilde sadece kendi gücümüzün merkezine yerleştirirsek, Cüneyt Ülsever’in 14.09.2008 tarihli yazısında altını çizdiği tespitleri haklı çıkarmış oluruz. Bunun vebali altında da çok beden kalacaktır. Deniz fenerleri gibi üzerinde titrenmesi gereken kurumlardan çıkacak söylentiler, tüm medeniyet birikimini töhmet altında bırakacak, sosyal güven unsuru tahrip edecek bir nev’i atom bombalarıdır. Bu nedenle bu kurumlarda görev alan kişilerin yükümlülükleri ve görevleri son derece önemlidir ve bu görevlerde titizlik muhakkaktır. Türkiye’nin mazlum coğrafyalara uzanan elleri olmaya namzet bu tür kuruluşların yanlış kişiler elinde heba olmasına izin verilmemesi gerekiyor.  Ancak gelen haberlerden duyuyoruz ki Deniz Feneri ve benzeri kuruluşlara güven erozyonu yaşanmaya başlamıştır, buna kimsenin hakkı yoktur.

 

Gücü ve kutsalları haksız servete dönüştüren kim varsa, gücü haksızlığın hukuksuzluğun aracı yapan kim varsa bıçağı böğrümüze saplamak pahasına, kendimiz dahi olsak bu kişileri milletimizin temiz hikayesinden çıkartmak zorundayız.

 

Haksızlık, hukuksuzluk üzere bir yerlerde Tüyü bitmemiş yetim hakkı üzerine ortaklık yapanlar varsa,

 

Her kim garibin, gurebanın, köylünün, gücü olmayanların arazilerini, arsalarını, yeşil alanlarını kapatıp, gücü üzerinden imar planlarında değişiklik yaparak, haksız hukuksuz servet ediniyorsa,

 

Her kim hazinenin mumu, Ömer’in mumu sorumluluğu ile yaşamıyorsa,

 

Her kim 1 liralık malı 5 liraya devlete satıyorsa,

 

Tsunami’den hemen önce milletimizin temiz hikayesinden çıksın.

 

“Biz böyle değiliz” diyenlere ise Hodri Meydan, işte ilahi kelamdan sözler bize; aynamız olsun ve yüzleşelim onlarla...

 

AK Parti sadece bir siyasi hareket ve/veya parti değildir. AK Parti Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni medeniyet iddiasıdır. Tarihin derinliklerinden gelerek gecikmiş, zamanı kavrama ve kavranılan zamana anlam katma mücadelesidir. AK Parti, dünyamızın ihtiyaç duyduğu “Anadolu Barışı”dır. Bizler Yunus’uz, Sadrettin Koneviyiz, Hacı Bektaş-ı Veliyiz.

 

Samimiyetten yoksun, AK Parti’yi haksızlığının ve hukuksuzluğunun bir parçası yapmak isteyenlerin karşısında bizler duracağız. Bizlerin, milletimizin AK Partiyle 21. yüzyıla talip olan hikayesine güzel anılar bırakma yükümlülüğümüz var.

 

Rahat bırakın sayın Başbakan’ı; O, mazlumların, tüyü bitmemiş yetimlerin ve bu coğrafyanın feryadıdır. Bu feryat, çocuklarımıza bırakacağımız temiz hikayenin adıdır. Bırakın ki sessizlerde ağlayanların gözyaşlarıyla bu gemi yükselsin.

 

 

Metin Külünk

15.09.2008






Yorumlar