Ana Sayfa   Site Haritası

 
 
 
 
Konuşmaları
AİLE VE KARADENİZİN ÖNEMİ
Metin Külünk beyin 03.08.2008 tarihinde Külünoğlu 6. Yayla Şenliğinde Yaptıkları Konuşma

Hızlı değişimlerin yaşandığı günümüzde, toplumu oluşturan temel kurum olarak ailenin geçirmiş olduğu değişimler önem arzetmekedir. İletişim kanallarının gelişmesi, küresel tüketim kalıpların ortaya çıkması ve küresel tektipleştirme dayatmaları karşısında ailenin yüklendiği fonksiyonlar geleceği belirlemede şekillendiricidir. Dünyanın her kıtasında aynı marka ya da moda ürünlerini kullanmak, aynı tarz üretim ve tüketim kalıplarını benimsemek olağan bir gidişat olarak karşımızda durmaktadır. Çoğunlukla kültürel emperyalizmin, yerel kültürler üzerinde artan hegemonyası, yeni yaşam tarzlarının başka kültürlere sızarak yaygınlaşmasını sağlamaktadır. Bu noktada yerel kültürlerin ciddi bir erozyon sürecinde bulunduğu, değer yitimlerinin, kopuşların, parçalanmaların yaşandığı ve değersizliğin de değer olarak sunulduğu bir ortama doğru kayması söz konusu olabilmektedir. Mevcut geleneksel aile içi roller değişebilmekte, erkek, kadın ve çocukların konumları yeniden biçimlendirilmektedir. Batı aile yapısı evrensel ve modern bir değer olarak çevre ülkelere çoğunlukla iletişim kanalları aracılığıyla pazarlanmaktadır.

İşte ailenin değeri ve konumuna etki eden maddeci anlayış, ailenin kilit taşı olduğu toplumumuzu ve coğrafyamızı tehdit etmektedir. Aileden kopartılan bireylerin, kapitalist mantık çerçevesinde fizyolojik olarak serbest ancak zihinsel olarak tek tipleştirildiği, bir anlamda köleleştirildiği bir yüzyılı yaşamaktayız. Kapitalist mantığın hedefinde ise ailelerin genç bireyleri ana hedef olmaktadırlar. Günümüzde özellikle medya yoluyla gençlerimize lineer düzlemde bir yaşama biçimi sunulmaktadır. Bu düzleme göre eğer insan mutlu olmak istiyorsa, belirli kalıplara göre davranmalı, belirli sosyal ilişkiler geliştirmeli ve kapitalist ahlakın çerçevesiyle kendini sınırlamalıdır. Bu  durum ne yazık ki gençlerimize bireyselleşme olarak sunulmaktadır. Bugün dışarı çıktığımızda farklı sosyal statülerden hatta inanışlardan gelen gençlerin aslında benzer ritüelleri ve giyim formatını benimsedikleri görülecektir. Kapitalist yaşam mantığını kabul eden gençlerimiz, ne yazık aile gibi toplumu diri ve birlikte tutan olgudan uzaklaştırmaktadır. Aile ile bağları kopartılan bir birey, fırtınalı denizde sığınacak limanı olmayan bir gemi misali, her an tehlikelerle karşı karşıyadır.

Günümüzde dayatılan ideoloji aileyi kısıtlayıcı bir unsur olarak sunarken, bireyselleşmeyi çağdaşlaşmanın aracı olarak sunmaktadır. Halbuki aileden koparılan birey yukarıda da ifade ettiğim gibi köleleşmeye giden bir yola girmiş olur. Halbuki büyük rüyalar görmek aile ile başlar. Aile bütünleyici bir dünya görüşü sunar. Ailenin verdiği koruma hissi, bireylere, adımlarını daha emin şekilde atmalarının da yolunu açar. Örneğin, Osman Bey, Ertuğrul Gazi vefat ettikten sonra amcalarının ve ağabeylerinin desteğiyle, bir uzlaşma eseri olarak Beyliğin başına geçmiştir. Bizans’la mücadele ederken, iktidarda yalnız bırakılmamış, tüm ailenin desteğini almıştır. Aile, üyesi olduğu bireyleri kendisiyle beraber yüceltir. Ailenin gururu, üyesi olan her bireyin gururudur. Bu vesileyle aile paylaşımcıdır.

İşte, biz Külünk Eğitim ve Kültür Derneği aracılığı ile ailenin eriyen yapısını tekrar diriltmeye ve bu coğrafyada büyük ailelerin önderliği ile gelişen medeniyet yapısını anlamaya çalışıyoruz.. Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Biz bu dernek çatısı altında yalnızca kendi ailemizin kayıp parçalarını bulmakla değil, Türkiye’nin en Batısından en Doğusuna kadar mevcut büyük aileleri ile de bir araya gelmekteyiz. Bu birliktelikler çözülmeye yüz tutmuş aile yapısının tekrar hatırlanmasını ve arada kapanmış olan iletişim kanlarının yeniden açılmasının da önünü açmaktadır. Külünk Eğitim ve Kültür Derneği sadece aile arası bir dayanışma derneği yada 80’li 90’lı yıllarda olduğu gibi köyden kente göçenlerin sığınarak, iş ve aş bulmak için müracaat ettiği bir yer de değildir. Biz sadece kendimizi kurtarmak için uğraşmıyoruz; biz bu topraklarda yüzyıl önce sona ermiş Büyük Osmanlı hülyasının peşinden koşan akıncılar misali yeni bir kültür, demokrasi ve zenginlik merkezli Büyük Türkiye’yi hayata geçirmek istiyoruz. Biz kentlileşen Türkiye’ye kentli bir aile kültürünü yerleştirme çabasındayız. Gençlerini eğitimde, sosyal hayatta ve iş dünyasında en yetkin isimler haline getirmeyi amaçlayan ve bu amaçla faaliyetlerine ağırlık veren bir derneğiz. Büyük ufuklar için büyük rüyalar görmek şarttır. Onun için de zamanın ruhunu kavramak gerekir. Hz. Peygamber ne güzel söylemiş “Zaman Öğretir”. Bugün elimizde iki değer olmadığı müddetçe yol alamazsınız. İnsan ve Bilgi. Neden İnsan? Çünkü insan merkezli olarak dünyayı kavrayamaz isek metal medeniyetin esaret prangaları ayağımıza vurulur. İnsan maddi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçları olan da bir varlıktır. O nedenle bir insan ne kadar zengin olursa olsun, manevi olarak olgunlaşmamışsa sonu hüsrandır. Kısaca insan da bir denge söz konusudur. Bir ülke için sadece zenginleşme yetmez aynı zamanda Hak, Hukuk ve Adalet’in de o ülke tezahür etmesi gerekir. İtidal ve iktisat eksenli bir yaşam inşa edilmelidir. Bu amaçla insana önem vermeliyiz. İnsanı yetiştirmeliyiz.

Türkiye’de insan kaynağının önemli bölgelerinden birisi de Karadeniz bölgesidir. Karadeniz insanı örfüne, adetine ve ülkesine bağlı ama bu bağlılığı taassup haline getirmeyen, iletişime ve dünyaya açık bir duruşa sahiptir. Bunun en temel sebebi de Karadeniz coğrafyasının insana akseden yüzüdür. Karadeniz coğrafyasında insan sürekli olarak çevresindekilerle ilişki kurmak onlarla alış-veriş yapmak zorundadır. Bu nedenledir ki tarihin ilk dönemlerinden bugüne Karadeniz bir ticaret merkezi olagelmiş ve toprağa bağımlı bir zenginlik anlayışı içerisinde olmamıştır.

İpek Yolunun Batı’ya açılan kapısı olan Karadeniz bölgesi, yüzyıllar boyunca bu özelliğini korumuştur. Coğrafyasının getirdiği zorlukları, Karadeniz ve insanı, ticaret alanında ustalaşarak ve dünyaya açılarak aşmayı bilmiştir. Doğal şartların getirdiği yaşam biçimi nedeniyle, Karadeniz insanı her türlü engeli aşmada zorlayıcı ve başarılı olagelmiştir. İçinde kopan fırtınaları ile insan sevgisini birlikte harmanlayan bölgemiz, sahip olduğu bu özellik sayesinde hem liderlik özelliğine sahip olagelmiş hem de önce insanlık değerlerini hem de kültürel değerlerine sahip çıkmayı başarabilmiştir. O nedenledir ki bugün Karadeniz insanı Türkiye’nin milli birlik ve beraberliği ile dünyalılaşma çalışmasında önemli rol oynamıştır, oynayacaktır.

Ancak burada negatif etkenlerin varlığını ortaya koymak zorundayız. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Karadeniz coğrafi konumu ve stratejik konumu açısından bir tarım toplumundan çok, modern bir ticaret toplumuna uygun bir yapı arz etmektedir. O nedenledir ki Karadeniz insanı ne kadar toprağa bağlanır ve bu bağlanma sonucu ne kadar içe kapanırsa kendi kendini yok etme potansiyeli de o kadar artacaktır. Karadeniz insanının yukarıda belirttiğimiz özelliklerinden dolayı içe kapanması, taşıdığı potansiyel enerji, verimli alanlara yönlendirilemediği için bir bumerang gibi insanımızı vuracaktır. Halbuki Karadeniz insanının varlığı Türkiye’nin öz değerleri ile beraber küreselleşmeye eklemlenmesini kolaylaştıracak birkaç önemli unsurdan biridir. Karadeniz insanı aileye verdiği önem, birlikte yaşama arzusu ve zor şartlara rağmen inatla direnme ve başarma özelliği ile çağımızın gerektirdiği bireyin bir özetini sunmaktadır. Soğuk Savaş mantığı çerçevesinde Karadeniz ne yazık ki etkin olabileceği tüm alanlardan soyutlanmıştı. İnsanı da bu soyutlanmadan nasibini fazlasıyla almıştır. Avrasya Havzası ve Doğu Avrupa Havzası bunlardandır. Ne yazık ki Soğuk Savaşın sona ermesinin üzerinden 18 yıl gibi bir süre geçmesine rağmen, yılların vermiş olduğu ihmal ve siyasi vizyonsuzluk, Karadeniz bölgesini ve insanını toprağa bağımlılıktan kurtarmamıştır. Halbuki bugün Samsun, Sinop, Trabzon üstünden deniz yoluyla ve gelişen karayolu ile de Rize ve Artvin üzerinden, Türkiye’nin, Afrika’nın ve Ortadoğu’nun Avrasya’ya açılan kapısı olması yolunda Karadeniz’in önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.  

Bu nedenle Karadeniz insanına damarlarında taşıdığı değerlerin ve dünyaya açık ruh yapısını yeniden aşılayacak çalışmalara başlanmasında acil gereklilik görüyorum. Son yıllarda Türkiye’mizde yaşadığımız kimi gelişmeler neticesinde Karadeniz insanı ve bölgesi hak etmediği bir görüntü ile karşı karşıya kalmıştır. Bu tamamen Karadeniz insanın içe kapanmasının meydan getirdiği bir yanlış algılamanın ve ruh halinin sonucudur. Karadeniz insanına gerekli olan husus kendisini çay ve fındık bahçelerinden çıkararak yeniden dünya ile tanıştıracak adımların atılmasının sağlanmasıdır. Doksanlı yıllarda devletin ve siyasetin vizyonsuzluğu ile hem kültürel hem de ekonomik anlamda facialara sebep olacak şekilde yanlış yönetilen bir bölgenin dirilişi ancak siyasetin dünyaya bakış açısını değiştirmesi ve Karadeniz’in değerini yeniden keşfetmesiyle mümkün olabilecektir. Bir bölge düşünün ki tüm stratejik avantajına rağmen Türkiye’nin göç veren ilk iki bölgesi içinde yer alsın. Karadeniz insanının ata topraklarından gurbete taşınması, Türkiye’nin gelecek yılları açısından da düşündürücüdür. Dünya nüfusunun % 60’ının barındığı ve tüketmeye aç 600-700 milyon nüfuslu yeni bir orta sınıfın oluşmaya başladığı bir coğrafyaya kapı ve bekçi olabilecek bir bölgemizin mevcut duruma düşmesi kesinlikle düşündürücüdür. Bugün sadece Karadenizin etrafındaki ülkelerin ekonomik büyüklüğü 4 trilyon doların üstüne çıkmıştır. Buna karşın Türkiye ihracatının ancak % 15’i Karadeniz çevresindeki ülkelerle yapılmaktadır. Bu oranın yeterli olmadığı açıktır. O nedenle ki Karadeniz insanı tarımın tahakkümünden çıkartılarak, dünya ile ilişkisini geliştirecek ticaret ile yeniden kucaklaşmasının önü açılmalıdır. Bu amaçlarla Karadeniz bölgemizde muhakkak olarak girişimciye özel destek kredileri açılmalı, Trabzon, Rize gibi kentlerimize dış temsilciliklerin açılması teşvik edilerek, bölgenin dünyaya erişimi kolaylaştırılmalıdır.  Ayrıca, bölgede bir Avrasya İncelemeler Enstitüsü, Dış Ticaret Üniversitesi, Küresel Çalışmalar ve Stratejik Araştırmalar Merkezi ile Enerji Çalışmaları Enstitüsü kurulması gerekmektedir. Bölgedeki limanlar acilen dünya standartlarına uygun yapılandırılmalı, denizciliğin aktif olarak desteklenmesi yoluyla (Dünya üzerindeki madde taşımacılığının % 90’ı deniz yoluyla yapılmaktadır) Karadeniz dünyanın sayılı limanlarından birisi haline getirilmelidir. Trabzon, Rize veya Samsun, Avrasya’nın Yeni Amsterdamı olmak zorundadır ve bu şansları vardır da. Çünkü tarih bizlere gerekli doneleri sunmaktadır. Karadeniz’in dünyaya açılması, beraberinde Türkiye’nin de dünyaya açılması sonucunu doğuracaktır. Bu öyle bir açılış olacaktır ki, Karadeniz insanının gelişmelere eleştirel bakışının oluşturacağı alternatif vizyon ile Türkiye kendi ekonomik ve kültürel modelini de oluşturabilecektir. Bu gelişmelerin önündeki en büyük engel Karadeniz insanının toprağa bağımlılığının artırılmış olmasıdır. Karadeniz insanı toprağa bağlanamaz, onun misyonu azgın dalgalarla boğuşarak, ekmeğini denizden çıkarmaktır. İşte önümüzde yeni Küreselleşme Dalgası ve Avrasya denizi. Burada çok ekmek var. Yeter ki Karadeniz insanı prangalarından serbest kalsın.

İşte bu noktada Külünkoğlu ailesine önemli görev düşmektedir. Biz bugünü ya da yarını değil 50 yıl sonrasını düşünerek çalışmalarımızı hayata geçiriyoruz. İşte, bu amaçla 2009 yılının Mayıs ayında derneğimizin himayesiyle ve akrabalarımızdan muhterem Prof. Dr. Ziya Kazıcı hocamızın desteğiyle Türk İslam Geleneğinde Aile Sempozyumunu düzenleyeceğiz. Bu sempozyumun Türkiye’deki bilindik aile derneği kalıbını kıracağı ve birkaç boyut atlatacağı açıktır. İşte bizler yapılamaz deneni yapmak, Türk milleti üstüne biçilen kalıpları kırmak için uğraşmaktayız. Bunu da Karadeniz insanını eski misyonuna dönmesine aracılık ederek dünyaya açık, iletişim ve bilgi ekonomisinin farkında olarak, üreten ve ihraç eden yeni bir Karadeniz neslinin yetişmesine ön ayak olacağız. Küreselleşmenin rekabet sahasını eşitlediği bir dönemde Karadeniz insanı ve Külünkoğlu ailesi girişimci ve mücadeleci yapısıyla kendilerine fırsat ve imkan sunulursa aşamayacakları engel olmadığını düşünüyoruz. Bu amaçla sizleri selamlıyor ve her daim birlik içinde olmanızı niyaz ediyorum.

 

Metin Külünk

03.08.2008

Külünkoğlu Yaylası - Rize






Yorumlar